Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tur 28 Mayıs 2023 itibariyle sona erdi. Türkiye ikinci yüzyılın ilk Cumhurbaşkanını seçti. Katılım yüksekti.  % 84’lük bir seçmen kitlesinin gelip oyunu kullanması önemlidir. Seçimlerin,  hele ki 53 milyon seçmenin oy kullandığı bir ülkede seçimlerin huzur ve güven içinde gerçekleşmesi çok daha önemlidir.  
Kesin olmayan seçim sonuçlarına göre Recep Tayyip Erdoğan oyların % 52.16’sını; Kemal Kılıçdaroğlu % 47,84’ünü elde etti. Seçim gecesinden itibaren “pazartesi nasıl bir ekonomi olur?” diye pek çok karabatak ekonomistlerle birlikte biz de bekledik.  

Başta risk primini gösteren gösterge değeri (CDS) geçen hafta içinde 550 puandan 700 puana yükselmişti. Pazartesi CDS değeri 30 puan kadar düştü. Hükümetin sakinleştirici ve güven verici açıklamalarıyla burada bir normalleşme mümkündür. Ancak geçen hafta CDS değerinin birden 150 puan artması, seçimlerin Erdoğan lehine sonuçlanma ihtimalinin finans piyasalarında güçlü olduğu izlenimini oluşturmuştu, öyle de oldu.

Vatandaşın krizde gibi kredisini çekip, gidip döviz alması; nakit avans çekip döviz bürosunun yolunu tutması da Erdoğan’ın seçimi kazanacağına dair işaret fişekleri olarak görülmeliydi. Çünkü Erdoğan’ın tekrar seçilmesi halinde ekonominin kötüye gideceğine dair beklentilerin buna yol açtığı söylenebilir.  Çünkü alttan alta, Kılıçdaroğlu’nun seçilmemesi halinde ekonominin tepe takla gideceği işlenmişti. Kılıçdaroğlu seçilince ekonomi düzelecekse, vatandaştaki bu telaşın anlamı neydi?  Vatandaş buna inanmamıştı demek ki kendini garantiye almak için döviz bürolarına akın etmişti.

Seçimlerin ilk tepkisi ekonomiden gelecektir. Seçim öncesi belirsizlik ortamının artması seçimlerin sonuçlanması ile birlikte sona erecektir. Şimdilerde ekonomideki kötüleşmeyi soğan, patates ile anlatanların ürettiği siyasetin tutmadığı görülmektedir. Mevcut iktidar, ekonomideki istikrarı ve şeffaflığı sağlayabilirse, işlerin yolunda gideceği görülecektir. 
Ekonomi her zaman istikrar ve öngörülebilir olmayı, şeffaflığı ister. Geçen haftanın görüntüsü ise kaostu. Seçimlerin ardından kim iktidara gelecek, nasıl bir program uygulanacak, programda acı reçete mi var, türünden belirsizlikler dün itibariyle kısmen ortadan kalktı. Şu an itibariyle piyasalarda beklenen ani bir değişim yok. Bu gün itibariyle de risk primlerinin düşmesi mevcut iktidarın vereceği mesajlara bağlıdır. Elbette en kötüsü geçti, bir kötümserliği beslemeyelim.

Şimdi halk yeni hükümeti, yeni ekonomi yönetimini ve yeni politikaları beklemektedir. Konuyu sadece döviz talebi ve yükselen kur konusu ile değerlendirirsek yanılabiliriz. Bunu biraz da halkın üç kuruşluk birikimini koruma telaşı olarak anlamak uygun olacaktır. Dövizi bu anlamda kendini garanti altına almaya çalışmak olarak görmek gerekmektedir.  
Yabancının çıktığı borsa, yakın geleceğin en güven veren yatırım aracı olmaya devam edecektir.  Seçim zamanında borsa da belirsizlik karşısında dipleri görmüştü. Yabancı yatırımcı payı da % 30’lara kadar inmişti. Ancak normalleşme ile birlikte borsanın da bu sürece ayak uyduracağı kesindir. 

Ekonomi yönetiminin enflasyon ve hayat pahalılığı ile ilgili alacağı önlemlerin etkisi kısa sürede görülecektir. Mevcut iktidarın bu sorunu altı aya kalmaz hissedilir bir şekilde ortaya koyabileceğini söyleyebiliriz. Yakın dönemde (9 ay sonra) mahalli idareler seçimlerinin olması, bu önlemlerin etkili bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Yeni ekonomi yönetimi de yeni bir programla halkın karşısına çıkacaktır. Sonraki aşamada bunun anlatılabilir olması önemlidir. 

Bu yüzden ekonomiye güven ve doğru bir ekonomi iletişimi çok önem arz etmektedir. Böylece halkın kabul edebileceği bir program ortaya çıkabilir. Bunun da sonuçlarını da kısa sürede almak mümkün olacaktır. Ağır ve acı reçetelerden ziyade uygulanabilir makul programlar halk için daha fazla rahatlatıcı olacaktır.