Nice araştırmalar yapılmış. Görülmüş ki, İzmir’in gelmiş geçmiş en ünlü ismi Ayhan Işık.

Ayhan Işık’ı yeni kuşaklar tanımayabilir. Çünkü o bir sinema oyuncusu olarak 1950’li, 1960’lı ve 1970‘li yıllara damgasını vurmuştu. Karataş’ta hala ayakta olan iki katlı tarihi evde doğmuş, çocukluğu burada geçmişti.

Türk Sineması’nın ‘Gerçek Kralı’ o idi. Kişiliğiyle, üstün oyunculuğu ile bir marka olmuştu. Koyu bir Atatürk hayranıydı. Siyaset üstü kalmaya çok önem vermiş, dönemin siyasi liderlerinin hepsiyle önemli dostluklar kurmuştu.

Ayhan Işık’ın İzmir’de doğduğunu, bu kenti çok sevdiğini bilenlerdenim. Oyunculuğu bırakmış, yapımcılığa başlamıştı ve bunu da rölantide tutmaya özen gösteriyordu ki, o amaçla sıkça geldiği İzmir’den ayrılmak istemezdi.

Böyle bir fenomen ismin, Körfez vapurlarından birine-sarfedilen onca gayrete rağmen- verilmemesi büyük bir gaflettir. Bu yapılabilseydi ve hala da yapılabilme şansı var; Ayhan Işık yeni kuşaklara da tanıtılmış olacaktı. Böyle değerli bir sinema oyuncusunu yakından tanımış, dostluğunu kazanmış biri olarak dileğim odur ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi böyle değerlere sahip çıksın. Başkan Cemil Tugay’ın ufak bir gayreti, bunun sağlanması için yeterlidir. Ayhan Işık, bir İzmirli ve İzmir sevdalısı olarak ismi yaşatılacak bir değerdir.

Bence yanlış bir taktik

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalarda hemen her gün bir sinema oyuncusunun, mankenin, şarkıcının ya da futbolcunun yakalanarak teşhir edilmesi, nasıl bir taktiktir, anlamak çok zor.

Sözünü ettiğim bu alemde olanların, şöhret yolunda yaşadığı gel-git’ler ne yazık ki, kötü alışkanlıklara yönelmelerinde büyük etken oluyor.

Bu, bütün dünyada böyle.

Her şeye doymuş, ama bir gün her şeye aç kalmış insanın dibe vuran psikolojisidir bu. Çook eski yıllarda kimlerin bu yolda yürüdüklerini, kimlerin kimlerin bu kötü yola sürüklendiklerini hep biliyorduk ve sonuçlarını da hep birlikte izlemiştik.

Artık hiç biri ortalıkta yok.

Bugün yaşanan da böyle.

Ama onları teşhir etmenin ‘Bak, biz nasıl mücadele veriyoruz’ amacına yönelik olması algısı da, açık söyleyeyim, toplumda kabul görmüyor.

Toplum, elbette bu isimlerin de cezalandırılmasını, sonrasında tedavisini istiyor ama asıl istediği baronların yakalanıp teşhir edilmesi.

Onlar kim?

Arkalarında kimler var?

Asıl onların yakalanmasını, onların hayatlarının karartılmasını istiyor ve bekliyor.

Bugün meslek yaşamları bitirilen o ünlülerin akıbetinden çok daha önemlisi de budur.

Nerede o eski cinayetler (!)

Televizyon ekranlarında, gazetelerin üçüncü sayfalarında her gün garip garip cinayet haberleri.

Hepsinde kalleşlik, zayıflık ön planda.

Adam, vurup kaçıyor, kimliğini öğrenmek mümkün değil.

Hedefe ateş ederken masum insanları öldürüyor; umurunda değil.

Çok değil; bir süre polis muhabirliği de yaptım ama o yıllardaki cinayetlerde erbabının ‘kancıklık’ dediği böylesine cinayetlere rastlamadım. O zamanlar bu işler düello gibiydi. Karşı tarafla güç dengesi oluşturmak, katilin namını korurdu ve bu, yattığı cezaevinde de işine çok yarardı.

Polis, fazla yorulmaz, kısa sürede yakalardı. Şimdi öyle mi ya? Hepsi de ‘Faili meçhul’. Hepsi de kalleşçe işlenmiş.

Gelecekte daha kötüsünü yaşayacağımızdan ve kalleşliğin bile aranacağından kimsenin kuşkusu olmasın.